Zamanında neler başarmamıştı ki Harun? Memleketi Kars'ı başkent yaptırması, Pınar Altuğ'u rahibe olmaya ikna etmesi ve "Emret Komutanım : Şah Mat" filmini imdb'de zirveye yerleştirmesi hep onun aşmış bir "argümantatör" oluşu sayesindeydi. Fakat şimdi çaresizdi işte. Her şeyini kaybetmek üzereydi. Rezil olmaya da hiç niyeti yoktu; şerefiyle ölmeyi tercih ederdi...
Tam çekmecesindeki silaha uzanmıştı ki, aklına eski dostu Mithat geldi. Belki de artık Kars'taki çocukluk arkadaşından yardım isteme vakti gelmişti. Mithat da Harun gibi ikna konusunda çok yetenekliydi; ancak tarzı çok farklıydı. Bütün tartışmaları Allah'ın adını verip kazanıyordu. Beraberken yüzlerce münazaradan galip çıkmışlardı. Ancak ikisi de egolarına yenik düşmüş ve aralarına kara kedi girmişti. O gün bugündür ayrı takılıyor ve konuşmuyorlardı.
"Denize düşen yılana (Mithat'a) sarılır" dedi Harun, ve telefona sarıldı...
"Mithat, dedi, halkın İkea'ma akın etmesini nasıl engellerim?" Mithat sevinmişti, çünkü Harun böyle bir soru sorduğuna göre demek ki Mithat'ın ikna yöntemleri Harun'dan daha iyiydi. Onun çözemediği bir sorunu kendisinin çözebileceğini düşünüyordu. "Mal eleman, dedi, kaldır o kampanyayı." Oysa Harun bunu çoktan düşünmüştü ve Stokholm'den gelen kesin emirler yüzünden herhangi bir İkea bayiinin bu kampanyayı kaldırması ihtimal dışıydı. İkea yetkilileri o zaman hiç kimsenin mobilya almaya gelmeyeceğinden korkuyorlardı. "Kancık herif", dedi Harun, "Onu düşündük herhalde. Ama yasak."
Mithat "Hmm, azıcık düşüneyim döncem ben sana" dedi ve telefonu kapattı. Şans yüzüne gülmüştü. Üstelik nasıl olduysa, Harun Stokholm'deki İkea yöneticilerini arayıp onları kuralları değiştirmeye ikna etmeyi de akıl edemiyordu. Harun bu çaresizlik içindeyken Mithat ne derse yapacaktı belli ki. Belki yıllar sonra intikamını alabilecekti... İkisi küçük Karslı birer çocukken Harun'un kendine attığı kazığı hatırladı ve intikam ateşi her yanını sardı.
* * *






